Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Şu Çılgın Türkler'den Bir Parça

Mustafa Kemal Atatürk icinde Şu Çılgın Türkler'den Bir Parça konusu , GAZİ RÜSUMAT IV YUNAN ABLUKASI son bir aydır sıkılaştığı için Sovyet yardımı silah ve cephanenin Rus limanlarından Anadolu limanlarına kaçırılması çok zorlaşmıştı. Denizciler, Karadeniz kıyısında gerektiğinde sığınabilecekleri bir müstahkem üs ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Kültür & Sanat > Mustafa Kemal Atatürk

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-11-2007, 17:35   #1 (permalink)
Standart

GAZİ RÜSUMAT IV


YUNAN ABLUKASI son bir aydır sıkılaştığı için Sovyet yardımı silah ve cephanenin Rus limanlarından Anadolu limanlarına kaçırılması çok zorlaşmıştı. Denizciler, Karadeniz kıyısında gerektiğinde sığınabilecekleri bir müstahkem üs olmadan, her tehlikeyi göze alarak bu görevi yerine getiriyorlardı.

Nitekim bu gece de, orduda Paskal Mahmut diye anılan Yüzbaşı Mahmut Gökbora'nın kaptanı olduğu Rüsumat (4) IV adlı küçük gemi, silah ve cephane dolu olarak Batum'dan Trabzon'a hareket edecek, oradan alacağı talimata göre yükünü uygun bir Anadolu limanına boşaltacaktı. Bu dokuzuncu seferiydi.

Elli yaşındaki köhne gemi harekete hazırdı. Kaptan dümenciye döndü:

"Yirmi derece sancak !” (5)

Dümenci komutu tekrarladı:

"Yirmi derece sancak.”

Makine dairesine ses ileten boruya, "Çok ağır yol ileri" dedi. Borunun öbür ucunda ikinci çarkçı Yusuf vardı. O da aldığı emri tekrarladı:

"Çok ağır yol ileri,”

Pervanesi dönmeye başlayan gemi homurdanarak yerinden oynadı ve usulca hareket etti.

"Işıkları kapatın!”

Bütün ışıklar kapatıldı.

“Ağır yol ileri!”

"Ağır yol ileri.”

Limanın hayli uzağında, açık denizde, silah taşıyan Türk gemilerini avlamak için nöbet tutan bir Yunan savaş gemisinin beklediği biliniyordu. Fark edilmemek için sigara bile içmeyeceklerdi.

"Viya böyle!”

"Viya böyle.”

İkinci Kaptan Üsteğmen Reşat Talayer, Güverte Teğmen Fahrettin Akyollu kaptan köşküne girdiler:

“Allah selamet versin !" (5)

„Amin !“

Gemicik gittikçe uzaklaşarak gecenin içinde eridi.

….

RÜSUMAT IV, Yunan savaş gemisine yakalanmadan sabah gün ağarırken Trabzon limanına girdi. Deniz Ulaştırma Komutanlığı'ndan bir motor girişte bekliyordu, düdüğünü çalarak gemiyi selamladı. Rüsumat buharlı düdüğü ile öyle candan bir karşılık verdi ki Trabzon'da uyanmamış olanlar varsa onlar da uyandılar.

Gemi mendireğin içine girdi ve motorun işaret ettiği yerde demir bıraktı.

Mühendis Teğmen Cevat Talu ile Güverte Teğmen Kemalettin Bozkurt gemide nöbetçi kaldılar, Yüzbaşı Mahmut ve subaylar motora geçtiler. Motor Deniz Ulaştırma Komutanlığı'nın iskelesine yanaştı. Karaya çıktılar. Komutan Binbaşı Fahri bekliyordu.

Önce askerce selamlaştılar, sonra kardeşçe kucaklaşıp öpüşerek bayramlaştılar.

……

BİNBAŞI FAHRİ, "Yükünüzü İnebolu'ya indireceksiniz..” dedi, "..Her zamanki gibi gece yol alın, hava aydınlanmadan önce bir limana sığınıp saklanın. Çünkü iyice azdı bunlar. Silahsız yelkenlilere bile ateş ediyor, takaları batırıyorlar. Korumasız limanlarda da çok tedbirli olun. Kıyı gözetleme postaları, limanlara düşman gemilerinin durumunu bildiriyor. Ona göre hareket edersiniz.”

Yüzbaşı Paskal Mahmut, "Tamam, anladık, başüstüne, emret, dediğin gibi yaparız.." dedi, "..ama artık sadede gelelim. Öğleyin ne yiyeceğiz? Bugün bayram. Biz sıcak mısır ekmeği ile hamsi buğulamanın özlemi içinde yanıyoruz:'

Başçarkçı Arif'in gözleri ışıldadı : "Ve de..:'

"Höt, ötesini söyleme, binbaşıma ayıp olur, o lafın gelişinden ne istediğimizi anlamıştır:'

Fahri Bey gevrek gevrek güldü : "Hergeleler !”

Mahmut çok sıkıntı çekmişler gibi yüzünü buruşturdu: "Batum'da her gün havyar yemekten gına geldiydi binbaşım."

Başta kendi, kahkayı bastılar. Ölümle köşe kapmaca oynayan bu insanları ölümden ya da ölümü bunlardan uzak tutan bu neşe miydi, neydi?

……

Gece de Trabzon limanındaki Rüsumat IV; İnebolu'ya gitmek için demir aldı:

"Vira bismillah !” (5)

…..

BU SIRADA (6) Rüsumat IV küçük Ordu limanına giriyordu. Bir motor hızla yaklaştı. Gelen Liman Reisi Dursun Bey'di. Rüsumat hız kesti. Reisi gemiye aldılar. Dursun Reis iyi haber getirmemişti :

"Bir düşman gemisi Samsun'dan bu yana limanları taraya taraya yaklaşıyormuş. Cephaneyi buraya boşaltacaksınız !”

Mahmut Bey zengin küfür koleksiyonundan okkalı bir örnek sundu. Ordu limanında küçük gemilerin bile yanaşabileceği bir iskele yoktu. Reis, yükün hızla boşaltılması için geminin mümkün olduğu kadar kıyıya yaklaştırılmasını istiyordu :

"Kıyı ile geminin arasına kayıkları yan yana sıralayıp bir köprü yaparız."

Aklı yatan Mahmut Kaptan kısa emirlerle gemiyi ağır ağır kıyıya yaklaştırdı.

……

RÜSUMAT IV kıyıya iyice yaklaşıp sığa oturmadan demir attı. Reisten durumu öğrenen Ordu’lu kayıkçılar, gemiyle kıyı arasında köprü oluşturmak için çala kürek kayıklarını yan yana sıralamaya koyuldular. Bu sırada belediye münadisi sokak sokak dolaşıyor ve Orduluları yardıma çağırıyordu :

"Ey ahali! Eli ayağı tutan limana gelsin! Düşman yetişmeden cephane taşınacaaaaak!"

Her yaştan erkekler, erkek çocuklar limana koştular. Bunlara balıkçılar, askerlik şubesindeki askerler de katıldı. Sandalların üzerine gemiden kıyıya kadar uç uca kalaslar dizilip bir geliş gidiş yolu yapılmıştı.

Düşman gelmeden gemiyi boşaltmak gerekiyordu. Cephaneyi ve silahları güçlükle, düşe kalka, cambazlık yaparak, askerlik şubesinin taş binasının mahzenine taşımaya başladılar.

……

CEPHANE VE SİLAHLARIN taşınması bitmek üzereydi. Kaptan, Reis ve subaylar keyif sigarası yaktıkları sırada Giresun Liman Reisliğinden gecikmiş bir telgraf geldi. Trabzon'dan alınan habere göre bir Yunan savaş gemisi, Trabzon'u bombalamış, batıya doğru hareket etmişti.

Allah kahretsin!

Tarih, saat ve mesafeleri hesapladılar. Sonuç tatsızdı. Gemi iki saat sonra Ordu'da olabilirdi.

Mahmut Kaptan yerinden hopladı, "Ulan ben bu gemiyi batırır, düşmana teslim etmem" diye kükredi. Genelkurmay'ın emri böyleydi zaten. Hiçbir gemi düşmana teslim edilmeyecekti. Ama kaptanın yüzüne inanılmaz bir karar verenlere özgü bir tuhaflık yayılmıştı.

"Ne oldu ?"

"Aklıma bir delilik geldi !“

"Ne ?"

Reise döndü :

"Gerektiğinde gemi için kömür bulabilir miyiz?"

"Fındık kabuğundan ala kömür olur mu?"

"Makine yağı için…“

"Fındık yağı ne güne duruyor?"

Kaptan subaylara bağırdı : "Yürüyün, gemiye gidiyoruz !" ..

Mermi gibi odadan çıktılar. Gemiye geçtiler. Mürettebat cephanenin boşaltılması işine yardım etmiş, dehşetli yorulmuştu. Oraya buraya serilmiş, dinleniyorlardı.

"Toplanın !"

Herkes toplandı.

"İki düşman gemisinin arasında sıkıştık. Komutanlığın emri, bu gibi durumlarda geminin batırılıp düşmana teslim edilmemesidir. Ben diyorum ki, gemiyi öyle batıralım ki düşman çekip gidince suyunu boşaltıp tekrar yüzdürebilelim. Var mısınız ?"

Mürettebat bu çözüme bayıldı. Araçlar, gereçler, haritalar, resmi ve özel eşyalar kıyıya taşındı. Gemi, makinelerinin bütün gücüyle sığlığa sürüldü. Kinistin valfı söküldü. Gemi su dolarken, reisin motoruyla gemiden ayrıldılar.

Rüsumat IV'ün gövdesi, makine dairesi, kömürlüğü, ambarları, güverte altları ağız ağıza suyla dolup battı ve kuma oturdu. İki direği, bacası ve kaptan köşkü su üstünde kalmıştı. Mahmut Kaptan, kaptan köşkünün birkaç camını kırdırdı, dışını yanık yağla kirlettirip kararttı. Ön güverte denizle bir hizadaydı. Sahte bir yangın için güvertenin burun kısmına bir teneke gaz döküp yaktılar. Karaya çıktılar.

Kaptan, "Vay benim güzel gemiciğim.:' diye dertlendi, "..her kılığa girmiş, bir denizaltı olmamıştı, onu da oldu:'

…….

DOĞUDAN VE BATIDAN gelen iki Yunan savaş gemisi, akşam inerken, Ordu limanının açığında buluştu. Aralarında ışık ve bayraklarla haberleştikten sonra, biri limana yaklaşıp durdu.

Halk ve denizciler dağılıp gizlenmiş, kayıkçılarla balıkçılar her zamanki gibi kahvelerindeki yerlerini almışlardı. Birkaç meraklı da kıyıda durmuş, yanan gemiyi seyrediyordu.

Yunan subayları dürbünle limanı ve kıyıyı taramaya başladılar. Savaş gemisinden denize indirilen on iki çifte bir sandal ile silahlı bir müfreze limana girdi. Batan geminin çevresinde dolandılar, Rüsumat olup olmadığını denetlediler. Bir türlü yakalayamadıkları gemiyi iyi tanırlardı. Evet, yanmaya devam eden bu batık gemi oydu.

Baş taraftaki yalancı yangın, Mahmut Kaptan'ın hesabına aykırı olarak yayılmış, ön direği de sarmıştı. Kalın direk büyük bir gürültüyle yıkıldı. Ürken Yunanlılar uzaklaşıp gemilerine döndüler. Kuru sıkı bir zafer atışından sonra doğudan gelen gemi batıya, batıdan gelen de doğuya hareket etti.

Kayıklar Rüsumat'ın çevresini aldı. Kayıkçılar, balıkçılar kova kova su dökerek ciddileşen yangını söndürdüler. Devrilen direği kıyıya çektiler. Mahmut Kaptan, "Yanan gemi taklidini bu kadar iyi yapmak şart mıydı a haspa?" diye bağırıyordu.

Şükür yakalanmamışlardı.

Ah bir de sabahleyin gemiyi yüzdürebilselerdi.

……

MAHMUT KAPTAN, subaylar, tayfalar, Dursun Reis, kayıkçılar, balıkçılar, liman görevlileri, meraklılar gün ışırken kalktılar. Gemi yüzdürülecekti.

Ama nasıl?

Mahmut Kaptan sıkıntıdan kaşınıp duruyordu. Gemiyi yüzdürmek, batırmak gibi kolay değildi. Önce birinin makine dairesine dalıp kinistin valfını yerine takması gerekiyordu. Sıkıntısını öğrenen Dursun Reis kaptanın omuzuna vurdu:

"Yüzbaşım, bizim Hamdi diye bir oğlumuz var, derin su balığı gibidir. Tarif et, kinistin valfını yerine takar, hiç merak etme. Geminin suyunu da biz boşaltırız, üzülme !”

Küçük Hamdi birkaç kez makine dairesini dolduran kirli, yağlı, karanlık suya daldı, ne yapması gerektiğini öğrendi. Sahiden balık gibiydi. Sonunda kinistili valfını yerine taktı.

İlk sınavı atlatmışlardı.

Belediyenin göreve çağırdığı Ordulu kadınlar, kızlar, ellerinde kovalar, bakraçlar, güğümler, taslarla sökün ettiler, kayıklara binip gemiyi kuşattılar. Türkü söyleyerek suyu boşaltmaya başladılar:



Ordu'nun dereleri

Aksa yukarı aksa

Vermem seni ellere

Ordu üstüme kalksa...

……

RÜSUMAT'ın makine dairesine, ambarlarına dolan suyun büyükçe bölümü boşaltılmış ama gemi yüzmemişti. Suyun tümünü boşaltmak gerekiyordu. Eldeki imkanlarla ancak bu kadar başarılabilmişti.

Dost bir geminin Ordu'ya uğramasını beklerneye başladılar.

O gün İstanbul'daki Yunan Yüksek Komiserliği'nden gayretkeş bir görevli, bir Rum gazetesine Rüsumat No. IV adlı kaçakçı Türk gemisinin Ordu limanında batırılıp yakıldığı haberini sızdıracak, haber iki gün sonra bir Batum gazetesinde de yayımlanacaktı.

……

ÖGLEDEN SONRA Ordu'ya, Karadeniz hattında çalışan İtalyan bandralı Remo adlı yolcu gemisi geldi. Yük indirilirken Dursun Reis ve kaptan gemiye çıktılar. Durumu anlatıp İtalyan kaptandan yardım istediler.

Kaptan Rüsumat'ın serüvenini dinleyince heyecanlandı. Bu kahramanlara yardım etmemek denizcilik ruhuna ihanet olacaktı. Geminin güçlü su boşaltma tulumbasını verdi. İş bitene kadar da bekledi.

Ama Rüsumat kuma öyle oturmuştu ki su iyice boşaltıldığı halde yüzemedi. Öyle batık olarak duruyordu.

Çare, makineleri var kuvvetiyle çalıştırıp gemiyi yerinden oynatmaktı.

Belediyenin çuval çuval yolladığı fındık kabuğu ile ocaklar doldurulup kazanlar fayrap edildi. Makineler fındık yağı ile temizlenip yağlandı. Makinelerin pirinç, çelik, demir parçaları yeni gibi olmuştu.

Teğmen Cevat Talu, yüzü gözü yağ içinde, bağırdı:

"Bu fındık ne mübarek şeymiş Reis !"

"Öyledir oğul. Kabuğu bile nimettir !”

Akşama doğru motorları tam yol tornistan çalıştırdılar. Limanın kıyıları, kayık ve taka iskeleleri, kahveler Ordulularla doluydu. Dualar, haykırışlar arasında gemi titredi, sallandı, zangırdadı, birden kımıldayarak kumdan kurtulup yüzdü ! Binlerce sevinç çığlığı, havai fişekler gibi göğe yükseldi.

Mahmut Kaptan, "Ah tavrum.:' dedi, "..yüzüyor, dalıyor, çıkıyor, bir gün de uçarsa hiç şaşmam !”

Gemiye çıktı, diz çöküp güvertenin ıslak tahtalarını öptü.

Ertesi günü gemiyi elden geçirip yolculuğa hazırlayacaklardı.

……

SUBAYLAR VE TAYFALAR erkenden işbaşı etmiş, bütün gün durmaksızın çalışarak tüm araçları, aygıtları, düzenekleri elden geçirmiş, kaptan köşkünü kullanılır duruma getirmişlerdi.

Yola çıkmak için havanın kararmasını bekliyorlardı. Güneş batmış, karanlık bastırmıştı.

Makineler çalıştırıldı. Kumanya ve sigara getirmiş olan reisle vedalaştılar. Reis ağlayarak ayrıldı. Işıklar söndürüldü. Rüsumat sesi daha da açılmış olan düdüğü ile Orduluları selamladı. Kıyıda bu anı bekleyen Ordulular da karşılık verdiler:

"Yolunuz açık olsunnnnn ! Allaha emanet olunnnn !"

Gazi gemi ağır yolla Karadeniz'e çıktı.

Trabzon'a uğrayıp ertesi gün onarım görmek için Batum'a gidecekti.

……

BU SIRADA Rüsumat IV, Batum limanının mendireğinden içeri girmekteydi. Mahmut Kaptan ve mürettebat avaz avaz şarkı söylüyorlardı:



Çıpınırdı Karadeniz

Bakıp Türkün bayrağına

Ah ölmeden bir görseydim

Düşer idim ayağına...



Düdüğünü öttürerek limanı ve limandaki gemileri selamladı, irtibat bürosundaki Türklere de geldiğini bildirmiş oldu.

Rüsumat'ı ilk fark eden, bakım için burada bekleyen Remo gemisinin tayfaları oldu. Rüsumat'ın serüvenini biliyorlardı. Batum gazetesinde çıkan battığı hakkındaki habere kahkahalarla gülmüş, herkese Yunanlılara oynanan oyunu anlatmışlardı. Remo uzun uzun düdük çalarak karabatak Rüsumat'ı selamladı. Batum limanında bulunan Preveze ve Aydınreis adlı Türk gambotlarıyla birlikte, olayı duymuş olan yabancı gemiler de selamlamaya katılarak neşeli düdükleri, rengarenk bayraklarıyla bu karşılamayı bir zafer şenliğine çevirdiler.

Rüsümat'ın aralarından geçtiği gemilerin denizcileri, güvertelere çıkarak bu küçük gemiye ve mürettebatına selam durdular.

Rüsumat demir attı.

Onarıldıktan sonra silah ve cephane yüklenip onuncu seferini yapmak üzere yakında yine yola çıkacaktı.


XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX XXXXXXXXXXXX

Yazarın bu noktada atladığı birkaç detay vardır...
RÜSUMAT IV savaş bitiminde GAZİ ünvanı almıştır..Dünya da bir tekneye böyle bir ünvan ilk kez verilmiştir...

BATUM'a girerken Mahmut Kaptan ve tayfası ÇIRPINIRDI KARADENİZ'i söylemişlerdir...O yıllarda bu marş unutulmuş bir mehter Marşı idi..Sonradan Türki Cumhuriyetler'de çok yaygınlaştı....

Ayrıca Batum'da bulunan diğer Türk tayfalarının da karşılama esnasında horon teptiği, ve yine unutulmuş olan çok eski bir Karadeniz Havasıyla, saatlerce şenlik yaptığı rivayet olur...
Bu şarkı da...

Ben Giderim Batum'a da, Batum'un Batağına,
Pencereden İçeri, Al beni Otağına
Nazlı yarim geldim Sana
Fistanlarını toplasana
Kemenceler Çalınıyor, bize horon oynasana

__________________
<div align="center">Sakın Düşlerimden Düşme!!! Güneşin Doguşunda Özgür Bırakdıgın Sevda Kuşunu Gün Batımında Kuşbazların Heyecanıyla Bekler Gibisin!</div>

Mè£odî isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
parca, bir, turkler39den, cilgin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ah Şu Çılgın Türkler AloneHeart Komik Resimler 4 17-12-2007 04:00
Çılgın Türkler 2 wesayire Komik Resimler 23 14-10-2007 20:28
Şu Çılgın Türkler SHADOWS Elektronik Kitap ve E book 0 08-06-2007 21:56


Türkiye +4. Şuan Saat: 12:47.

Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 24 25 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 79 80 81 82 83 84 85 86 88 89 91 92 93 94 96 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 255 256 259 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 357 358 359 360 361 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 406 407 408 409 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 448 449 455 457 458 459 460 461 462 463 472 478 479 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556