Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Serseri Ve Deli Mavinin Hikayesi

Hikayeler icinde Serseri Ve Deli Mavinin Hikayesi konusu , Ilık bir Kış Sabahın ilk Güneş ışığı içeri girdi ve akşamdan kalmışlığının üzerine ayna tutar gibi sarıldı genç kızın bedenine. Gözlerini açtı, usul usul sarıldı ışığa. Göz göze geldiler. Kaçamak ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Karışımtrak Eğlenceyis-i > Aşk Sevgi Hikaye > Hikayeler

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14-06-2008, 21:20   #1 (permalink)
Standart Serseri Ve Deli Mavinin Hikayesi

Ilık bir Kış Sabahın ilk Güneş ışığı içeri girdi ve akşamdan kalmışlığının üzerine ayna tutar gibi sarıldı genç kızın bedenine. Gözlerini açtı, usul usul sarıldı ışığa. Göz göze geldiler. Kaçamak bakışlarda göz kırptılar birbirlerine. Hafif hafif uyanma hallerinden sıyrılıp gerildi ve elleri ağzında pencereye doğru yürüdü. Yalnızlığının şerefine dudakları ile buluşturduğu kırmızı şarabın tadı hala üzerinde idi. “Çok içmişim” diye sesli düşündü.

Deniz ile selamlaştı. Martılar selam getirdiler gökyüzünden. Kulağına düşlerini fısıldar gibiydiler. Karlı tepelere daldı gözü aniden. Güneş Işığı kendisinden sonra tepelere doğru uzanmıştı, sıkı sıkı sarılmaya. Tek başına duran çam ağacının tepesindeki beyaz karlar ağacın gövdesine doğru süzülüyordu. Anladı. Toprak yüzünü yıkıyordu, güne başlamanın ilk kuralıydı. Gecenin ağırlığını, gözündeki çapakları yeni günden saklamak gerekiyordu. Geçene ait bir şey kalmamalıydı üzerinde. Gülümsedi kendi kendine... Hep yaptığı gibi saatlerini harcadığı banyosunda aynanın karşısında buldu kendini…

Evet, evet güzel bir gündü…

Göz bebeklerinin içinde milyonlarca Yıldız parıldıyordu.Bugün daha bir güzeldi sanki.Saçları da biraz daha parlaklaşmıştı.. Gülünce gülen gözlerini görmek için suretine gülümsedi. Gamzeleri ne çok yakışıyordu kendisine. Parmaklarını dudaklarına dokundurdu ve aynadaki aksine bir buse yolladı. Kendini şımartmalıydı bugün.

Uzun zamandır üzerinde olan ağır bir birlikteliğin bitişinin hafifliğinde dokundu ruhuna. Ne çok üzmüştü kendini. İmkânsıza sarılma çabasından, sarılmanın tadını unutmuştu, ağlamaktan gülmeyi unutan gözleri gibi. Oysa sevmenin, aşkı tatmanın güzelliğine güzellik ekleyeceğini düşünürdü çocukken. Tıpkı yağmuru sevmeleri gibi her ıslandığı yağmurun kokusunun tenine dolması gibi güzel olacağını sanmıştı. Masallarda öyleydi ya, Prens gelip Prensesi bulunca, dünyanın sorunları bitiyor ve 40 gün 40 gece süren mutluluk şölenleri başlıyordu. Delice dans ediyorlardı herkes gibi. Mutlu sonların son Kahramanı gibi olacaktı. Ama masaldaki Prenses olmadığını anlaması için uzun bir zaman geçmesi gerekti.

Eskiye dair hiç bir şey bırakmadan başlamıştı yaşamına. Yalnızlığın huzurlu kollarında iken aşkı arama çabaları ile divane gibi yollardaydı. Bazen dilenciye verilen ekmek tadında aşklar yaşadığını sandı.. Bazen ise bir Çingenenin yol kenarında sattığı kırmızı karanfillerde bulduğunu sandı… Oysa hiç biri düşlerindeki değildi. Serseri edasında hayatına giren tanımsız bir armağanı tanıyana kadar aşk adına boşa tüketilmiş Ben’lerini hatırladı.

Hiç beklemediği bir zamanda tüm geç kalmışlığı ile dokunan Serseri bir el Dünya’ya bağışlamıştı kendisini. Gülmenin rengini, ağlamanın kokusunu, mutluluğun ateşini iliklerine kadar hissetmişti. Evet, nihayet Bir varmış Bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur zaman içinde mutlu bir kız yaşarmış masalının duraklama anı bitmiş ve mutlu kızın donmuş zamanlara ait masalı başlamıştı. Masal bu ya diyerek hep mutluluk olmamıştı elinde tuttuğu, zaman zaman ekmeğin tuzu tadında gözyaşlarını içmişti ama yine de en dolu ziyafetlerin başmisafiri gibiydi.

Ay Işığının, Denizin, Gökyüzünün, Mavinin yani yaşamın sesini duymuştu ılık bir İlkbahar gününde. Güneş’in egemenliğinde görünmeyen Yıldızları gündüzleri de görür olmuştu. Gecesi de gündüzü de Yıldız Yıldızdı. Her gün bir çocuk doğuyordu içinde elma şekeri tadında.. Bazen körebe bazen saklambaç oynuyordu yeni güne doğan çocuklarla. Şarkıların adı ve anlamı değişmişti. Hüzne dair şarkı duymaz olmuştu. Ama bu kadar tarifsizliği taşıyamadı. Şımarık bir çocuk edasında harcadı tüm güzellikleri. Kendi cesaretsizliğini, kendi adım atamazlığına bir suçlu aradı. Bazen sarıldığı gecelerdi suçlu, bazen ise yaşanan anlar. Kendinde hiç suç aramadı. Öyle ya seviyordu sevildiği kadar. Daha ne yapabilirdi ki? Fazlasını istedi ama istekleri şükür edasının önüne geçemedi.

Zaman kavramı adını yitirmiş geçtikçe geçiyordu. Her geçen zaman ardında bıraktığını dün, beklediğini ise yarın yapıyordu. Bu işleyişi benimsemişti genç kız. Her an’ı erteledi. Ertelediği an’ların çokluğu birikince kendini derin bir boşlukta buldu.

Boşluk içinde boşluk gibi. Tabi bu anlamsızlık peşinden yıpratmaları ve yıpranmaları da getirdi. Her yıpranışta koştuğu adamı yıprattığını düşünemedi. Düşündüğünde ise hem kendisinin hem adamın kalemini kırdı. Suskunluğu seçti. Mutluluk masalının kötü kalpli cadısı suskunluk girdi kanına. Gelen seslere cevap vermez ve duymaz oldu. Kendi iç savaşlarının esareti altına aldıklarını görmeden kendini de esir etti suskunluğa..Her sessizlikte içinde olduğu ve sahiplendiği Hiç olma durumunu kabullendi ve Hiç kalmaya karar verdi. Ektiği “Hiç”in, Hiç olarak yeşereceğini hesaplamadan her gün suladı, büyüttü.

Geçen Güneşli günler ve yağmurlu günler de mahsullerin yetişmesine yardımcı oldu. Kanarken kanattığını biliyordu, bilmek istemediği gerçekleri bildiği gibi.

Yaşanan anların kopukluğunda sevdiği adamın eksikliği iyice doldurmuştu ruhunu. Yaptığı her yemeğin tuzu eksik gibiydi. Zamansız başlayan masalı, zamansız bir son ile yok olmak ile karşı karşıyaydı.. Farkına vardı ama geç kalmıştı. Kendi ektiği sessizliğin sessizlik olarak büyüyeceği hesaplanmamıştı matematik derslerinde. Kendisi sustuğunda, suskunluğunu kabul ettirdiği adamın suskunluğunu taşıyamaz olmuştu. Kendisine ait sessizlik gitgide büyüyordu. Ulaşma çabaları ise boşunaydı. Yaralı aslan gibi saldırıya geçmişti. Aslında saldırıdan öte krallığının düştüğü acınacak hal idi onu saldırganlaştıran. Acıtan kelimeleri sıralamaktan çekinmedi. Aslan acırken aslan terbiyecisi de acımalıydı sanki acıttığı yetmezmiş gibi. Kırbaçlar şak diye sesler çıkartıyordu yüreğinin en derininde. Her kırbaç biraz daha gözyaşı getiriyordu… Kötü kalpli cadının büyüsü tutmuştu bu sefer..

Sesli düşünmelere geçti yine aynadan uzaklaşarak. Ağlarken kelimeler tekrar etti. Ben seni hak etmedim. Hak etseydim sarıldığım sen olurdun. Sen benim olamayacak kadar iyi, ben ise senin olamayacak kadar kötüyüm.

“İhtiyaç duyduğumda çıkaracağım silahlarım vardı, yalın kılıç askerler gibi bekliyordu şu serserinin aşkı beni” diye düşündü. Ama artık serseride yoktu, yalın kılıç askerler de..

Affet beni. Öldürdüğüm seni yaşatma çabamı mazur gör. O kadar çaresizliğin içinde yine de sığınıyorum tükenmeyen sevgine, sana ve askerlerine…

Savaş bitti.

Savaşçı öldü.

Prens öldü.

Prenses zaten “Hiç”ti..

Bitmez sanılan masalın son kahramanı olarak en dip köşede izleyeceğim filmi artık. Perde kapandı, alkış sesleri yok. Başını eğ göremiyorum, sessiz ol duyamıyorum demeyeceğim. Biz yazdık, Biz oynadık ve Biz bittik.

Ilık bir Kış Sabahın ilk Güneş ışığı içeri girdi ve akşamdan kalmışlığının üzerine ayna tutar gibi sarıldı genç kızın bedenine. Bu sefer gerçekten üşüdü. Kış Güneşi içini ısıtmaya yetmedi. Yaz Mevsiminin Kış Mevsimine sığmayacağı gibi Prenses Prense yetemedi.

Kıyamet gibi sesle kendine geldi. Güzelliğine doyamadığı ayna tuzla buz olmuş kanıyordu. Tüm gülüşler sensizliğin acısını fısıldayan hayaletler gibi doldu odanın içine…



Teselli sözlerini duymuyorum artık.
Sadece harfler uçuşuyor..
Teselli adına tüm söylenenler sadece çaresiz kelimeler..
O yüzden hep istedim ki acıdığım zaman

sadece sarılsın bana sevdiklerim
Baksınlar gözlerimin içine, ama en derinine..
Hüznümü görsünler, ama hüznümü bölecek teselliler vermesinler..
Sadece sıkı sıkı sarılsınlar bana..
Bende yitirdiğimin hayali sanarak
bana sarılan bedene sarılayım,

sonra hıçkırarak ağlayayım..

Çaresiz kelimelere gerek yok..
Hüznümü bölmesinler...

Gömülmüş ölümler gibidir teselli cümleleri,
Ne öleni diriltir, ne ölmeye yelteneni dünyaya döndürür.
Her şey bende başlar, her şey bende biter
Cümleler ise susmalı sadece..
Ben bana varana kadar..

Ay doldu odama, duvardaki gölgeler sen oldu.

Kapattım gözlerimi...

Hasretinin acısı gözlerimden akan yaş oldu.

Açtım avuçlarımı,

Sensiz olmanın sızısından kanayan kalbim

akıp gitti parmaklarımın arasından.

Hayallerim ağladı, duvardaki gölgeler yaşlarıma elleriyle dokundu

ve karanlık odam senin Güneşinle ısındı..

Bıraktığım yerde bıraktığım gibi bekle demiştin.

Bıraktığın gibi ne zamana kadar bekleyebilirim ki? diyerek sıralamıştım;

Ya bıraktığın zaman olduğum yerde kalırsam hep?

Ya sen beni beklediğin yerde olmazsan artık?

Ya bu aşkı taşıyacağımız zamana erişemezsek?

Ya bıraktığımız gibi bulamazsak birbirimizi?

Ya bu aşk bir gelincik demeti ise?

Bakıldığında güzel, hep aşkı yeniden başlatan bi hali olan

Ama toprağından ayırdığın zaman tüm güzelliği solan,

Çabucak ölen gelincik demeti ise?

Ya bu uzaklar aşkımızı küllendirirse ne olacak?

ve böylece çoğalan "ya" lar ile aşkımız biterse?

Bıraktığın gibi kalabilir mi gözlerimde çoğalan yıldızlar, güneşe boyun eğmeden?

Demiştim ben..

Ve bugün

Gözlerimden bir yıldız daha söndü.

Affet beni…

Sana varamadım.

Bir bütün olamadım.

Benim yarımlığım,senin yarımlığına yetmedi, yetemedi

Yarım kalmışlığımız için affet beni...
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
serseri, deli, mavinin, hikayesi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Türkiye +4. Şuan Saat: 15:29.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics