Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

İttihatçı Bir Arap Aydını Emir Şekip ASLAN

Büyük Türk Tarihi icinde İttihatçı Bir Arap Aydını Emir Şekip ASLAN konusu , EMİR ŞEKİP ARSLAN Beyrutlu köklü bir Dürzi aileden gelen Emir Şekip Arslan, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayarak paylaşma planlarına karşı büyük bir savaşım verdi. "Biz Osmanlı İmparatorluğu âşıklarıyız ve son ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Kültür & Sanat > Dünya ve Türk Tarihi > Büyük Türk Tarihi

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30-07-2008, 19:30   #1 (permalink)
Standart İttihatçı Bir Arap Aydını Emir Şekip ASLAN

EMİR ŞEKİP ARSLAN
Beyrutlu köklü bir Dürzi aileden gelen Emir Şekip Arslan, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayarak paylaşma planlarına karşı büyük bir savaşım verdi.
"Biz Osmanlı İmparatorluğu âşıklarıyız ve son karış toprağımıza kadar ona sadakatle sahip çıkacağız. İslam'ın kendine olan itimadının giderek artacağını ve davanın gün geçtikçe şehitler cezbedeceğini ümit ederek ata yurdunu savunmaya devam edeceğiz ".

Bu sözler Teşkilat-ı Mahsusa ile ilgili hazırladığımız dizide ismi geçen Emir Şekip Arslan'a ait. Dizide Abdulreşit İbrahim, Abdulaziz Çaviş, Şeyh Salih Şerif et-Tunisi ve Ali Başhamba hakkında detaylı bilgiler veremeyişimiz haklı olarak okurların sitemine neden oldu. Fırsat buldukça bu kişiler hakkında bilgiler vermeye devam edeceğiz.

KUZENİNİ HÜSEYİN CAHİT SANIP ÖLDÜRDÜLER

Osmanlı İmparatorluğu dağılmasın diye canla başla çalışanlardan biri Şekip Arslan'dı. Bir Osmanlı Türkü'nden daha fazla Osmanlıcı olmakla itham edilen Arslan, köklü bir Dürzi ailesine mensup. 1869'da Lübnan'ın Şuveyfe kazasında doğan Arslan, bir Maruni okulunda eğitime başladı. Beyrut'ta Medrese-i Sultaniye'de Mısırlı din bilgini Muhammed Abduh'un talebesi oldu. Gençlik yıllarında şiirle uğraştı. Dürzi gelenekleri içinde yetişmesine rağmen, dini düşünce yapısına yenilikçi Sünni ekol damgasını bastı. Çeşitli gazetelerde yazı yazan Arslan, İttihat ve Terakki hareketini destekledi. Arslan ailesi, 1909'daki 31 Mart Vakası'na bir de kurban verdi. Şekip Arslan'ın kuzeni Muhammed Mustafa Emir Arslan 1908'de Lazkiye Mebusu seçilmişti. 31 Mart Vakası'nın olduğu gün, bir mebus heyetiyle Meclis'ten çıkıp faytona bindi. Arabası yolda asiler tarafından durduruldu. Asiler Mustafa Arslan'ı Tanin yazarı ünlü İttihatçı Hüseyin Cahit'e benzeterek katlettiler.
ŞAM BAHÇELERİNİ KORUYAMAZSINIZ!

Şekip Arslan 1911'de Osmanlı subayları ve gönüllülerin Libya'ya gitmesini savunanlar arasındadır. Kendisi de adamlarıyla cepheye gitti. 1911-12 yılları arasında El-Müeyyed'de makaleler yayınlayarak Batı karşısında Osmanlılığı savundu. Arslan'a göre Trablusgarp meselesinin hafife alınması, İslam dünyasını ve özellikle Arapları düşündüklerinden çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya getirecekti. Çünkü Avrupalıların gözünde İslam, birbirine bağlı zincir halkaları gibiydi. Arslan şöyle diyordu: "İslam'ın içine düştüğü belaların tek sebebi, kötü danışmanlar tarafından yönlendirilen idarecilerin başta işi sıkı tutmamasıydı. Bu danışmanlar yöneticilere şunları söylüyorlardı. 'Memleketinizin geri kalan kısımları, hiçbir faydasını görmediğiniz yerleri savunmanıza gerek bırakmayacak kadar geniş ve büyüktür.' Azıcık bir ihmalin büyük zararlara yol açacağını unutmuş gibiydiler. Trablusgarp Savaşı sırasında Mısır'da Refik el-Azm Bey bana, 'Şimdi Trablus'un çölleriyle uğraşacak durumda değiliz' demişti. Kendisine 'Trablus'un çöllerini koruyamayan Şam'ın bahçelerini hiç koruyamaz' diye cevap vermiştim. Nitekim öyle oldu."

İHANETLERE KARŞI ÇIKTI

Arslan, Balkan Savaşlarında da Mısır Kızılayı'nı muhacirler için seferber etti. 1913'te kurulan İttihat Terakki Hükümeti'nin amaçlarını Arap halka anlatma görevini üstlendi. Şeyh Abdülaziz Çaviş'le birlikte Medine'de bir üniversite açılması için giden heyette yer aldı. İttihatçı-İtilafçı, Arap-Türk ayrılığını ortadan kaldırmak macıyla kurulan Cemiyetü'l-Hayriyyetü'l-İslamiyye'de de o vardı. Bütün mesaisini Osmanlı'nın ayakta kalması için harcayan Arslan, yabancı devletlerle işbirliği yapan ayrılıkçı Arapların saldırısına maruz kalmayı da göze alıyordu. O bir Batı devletinin sağlayacağı özerklik içinde yaşamaktansa Osmanlı'nın insanı sıkmayan yumuşak sistemi içinde yaşamayı savundu. Osmanlı yönetim erkini bu yumuşak sistemi kurmaya teşvik etti. Enver Paşa'ya güvendi. Ne var ki Birinci Cihan Harbi, hükümetin iyi niyetli reform çabalarını sekteye uğrattı.

Aliya İzzet'i bile etkiledi


Şekip Arslan, 1914'de Havran Mebusu seçildi. Araplara karşı sertlik yanlısı siyasi bir tutum izleyen Suriye Valisi Cemal Paşa'yla ters düşmesi Osmanlı birliğinin zedelenmesine karşı duyduğu hassasiyetten kaynaklanıyordu. Bu eleştirileri açıkça ifade etmesi Cemal Paşa'nın düşmanlığını üzerine çekti. Anılarında şöyle diyordu: "Savaş şartları değişip İngilizler Filistin'de ilerleme kaydedince Cemal Paşa'nın işleri tersine döndü. Suriye'deki komutanlık görevinden alınıp İstanbul'a gelince taraf değiştirip benimle yakınlık kurmaya çalıştı. Herşeyi değiştiren ama kendi hiç değişmeyen Allah ne yücedir."

KANAL'DA SAVAŞTI

Şekip Arslan, Kanal harekatına Dürzi gönüllülerle birlikte katıldı. 1917 sonlarında Enver Paşa tarafından özel bir görevle Almanya'ya gönderildi. Görevi, Alman yönetim çevrelerindeki gelişmeleri izlemekti. Aynı çevrelerde Azerbaycan ve Dağıstan'ın bağımsızlığı için girişimlerde bulundu. Berlin'den İstanbul'a dönerken Nikolaev Limanı'nda Şeyh Abdülaziz Çaviş'in de aralarında yer aldığı dostlarıyla karşılaştı. Enver, Talat ve Cemal Paşaların İstanbul'dan gizlice ayrıldıklarını bu esnada öğrendi. Rusya üzerinden Berlin'e, oradan İsviçre'ye gitti. 1920'de Berlin'de Enver Paşa ile buluşan Emir Şekip, Talat Paşa'nın isteğiyle Berlin Şark Kulübü'ne başkan oldu. 1921 'de Enver Paşa ile Moskova'da Çiçerin'le buluştu. Aynı yıl Cenevre'deki Suriye-Filistin Kongresi sekreterliğinde bulundu. 1922'de Cenova'da, Mazlum Halklar Birliği Kongresi'ne katılıdı. Londra'da Milletler Cemiyeti'nin Suriye ve Filistin için alınan manda kararını tescil etmesini protesto etti.

Enver Paşa'nın 1922'de şehadet haberiyle sarsıldı. Son bir kez Suriye ve Türkiye arasında bir Türk-Arap federasyonu için çabaladı. 1923'te cumhuriyet ilan edilince yapacak bir şey kalmadığına kani oldu. Ayakta tutmak için didindiği imparatorluk elden çıkmıştı. Bu arada Mersin'e yerleşti. 1924 ortalarında ailesiyle buluştu. İsviçre'ye gidip sürgündeki Arap liderlerle temasa geçti. 1925'de tekrar Mersin'e geldi. Birkaç ay kaldıktan sonra İsviçre'ye yerleşti. Fransızlara karşı başlatılan Arap başkaldırışının yurt dışında sözcülüğünü yaptı.1926'da sadece Suudi Arabistan yönetimi ona pasaport vermeyi kabul etti.

28 YILLIK SÜRGÜN

Şekip Arslan Suriye ve Filistin davasının uluslararası arenada en önemli sesiydi. Yanısıra Cezayir, Tunus ve Faslı arkadaşlarıyla birlikte Kuzey Afrika'nın bağımsızlığı için çalıştı. 1925'den 1939'a kadar çeşiitli ülkelere gidip geldi, sömürgeciliğe karşı İslam dünyasını birlikte hareket etmeye çağırdı. Balkan Müslümanlarının fikri uyanışı için çaba gösterdi, bu ülkelere ziyaretlerde bulundu. İslam ulemasını Balkan Müslümanlarına ilgi göstermeye davet etti. Aliya İzzet Begoviç'in kurduğu Müslüman Gençler Örgütü'nün fikri oluşumunda Şekip Arslan'ın izleri vardır. 28 yıl sürgün yaşadığı İsviçre'de boş durmayan Arslan, İkinci Cihan Harbi yıllarında Kudüs Müftüsü Hacı Emin El Hüseyin'le eleledir. Almanların amaçlarına inanmadığını deklere etmekle birlikte İngiliz ve Fransızlara karşı Almanlarla işbirliğini savundu. İngiliz, Fransız ve İsviçre gizli servislerin yakın takibi altında yaşadı hep. 1939'dan itibaren İsviçre'den çıkmasına izin verilmedi. 1946'da bir fırsatını bularak gittiği Beyrut'ta vefat ettiğinde Arap-İslam dünyasının en popüler isimlerinden biriydi.


(Kaynak: Yöneliş Yayınlarından "William L. Cleveland'ın Batıya Karşı islam: Şekip Arslan'ın Mücadelesi" ve Klasik Yayınları'ndan "İttihatçı Bir Arap Aydınının Anıları". Yazıda, büyük ölçüde bu iki kitaptan yararlandık) Hep halkı uyardım
"Gittiğim her şehirde Türklerle Arapların birbirlerinden ayrılmalarının uygun olmadığını ve devlete sımsıkı yapışmak gerektiğini söyledim. Kendi menfaatleri için istismar etmek ve bu bölgeleri işgal edip sömürgeleştirmek maksadıyla Araplarla Türkler arasına ayrılık tohumları ekmek isteyen yabancılara karşı halkı uyardım. Bağımsız Arap devleti kurulması için Türkler karşısında Araplara yardım ettikleri iddiasını çürütüyor, yabancı devletlerin Suriye, Filistin ve diğer Arap bölgelerini paylaşmak için anlaştıklarını anlatıyordum. Fransa'nın Suriye'yi bağımsız bırakacağına ve İngiltere'nin darmadağın olmuş Arapları bir araya getirmek için bağımsız Arap devleti kurmaya çalıştığına inanmanın mümkün olmadığını söylüyordum. Hindistan, Mısır, Sudan ve diğer bölgelerde ortaya koydukları istibdat yönetimleri bunun en açık deliliydi, nitekim doğrulukları sonradan anlaşıldı."

Cemal Paşa çok sertti


"Cemal Paşa, uygar bir iç siyaset güdebilecek birisi değildi. Tek ayırt edici özelliği işlere çabucak girişmesi, etrafta korku ve saygı hissi uyandırması ve tavizsizliğiydi. Böyle birisi, süratli karar alıp kararları hemen uygulamayı gerektiren askeri konularda veya belediyeye mahsus işlerde, ıslah çalışmalarında başarılı olabilirdi. Ama Paşa ne kadar zeki olursa olsun siyasetten hayli uzaktı, çünkü hislerine hakim olamıyor, çoğu zaman gurura kapılıyordu.

SİYASİ YANLIŞLAR

Paşa'nın tutuklayıp yargıladığı ve bir kısmını astığı kişilerin tamamı verilen cezaları hak etmiş değillerdi. Kanun açısından bir yanlışlık yoktu. Savaş şartları dikkate alınacak olursa, Paşa'nın yaptığı birçok şey temize çıkarılabilirdi. Ama yapılanlar siyasi açıdan yanlıştı, savaş ortamında Araplarla Türkler arasında anlaşmazlık çıkartacak konuları kaşımanın faydası yoktu ve olayların nereye varacağı belli olmazdı. Paşa'nın Suriye'de tek yetkili olarak bırakılması ve sadece siyasi suçlarla itham edilen kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmaları akıllıca değildi. Kanaatime göre Paşa bu kişiler hakkındaki idam kararını infaz ettiği zaman Nazırlar Kurulu olaydan haberdar değildi. Tek bildikleri bu kişilerin halen yargılanmakta olduğuydu. Bu yüzden Sadrazam Said Halim Paşa'nın Cemal Paşa'ya tepkisi son derece sert olmuştu."

Velit Canbolat'ın dedesiydi


Lübnan'da iki önemli Dürzi ailesi var: 'Arslan'lar, 'Canbolat'lar. Şekip Arslan'ın kardeşi Adil Arslan, Osmanlı'da mebusluk, Bağımsız Suriye hükümetinde de bakanlık yaptı. Adil Arslan 1951'de Suriye'nin Ankara Büyükelçisi idi. Şekip Arslan'ın annesi Çerkes. Kendisi de Çerkes muhaciri Selime Hanım'la evlendi. Bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi. Kızı Meyy, 1948'de Dürzi liderlerden olan ve 1977'de siyasi suikaste kurban giden Lübnan

Sosyalist Partisi lideri Kemal Canbolat ile evlendi. Şekip Arslan, Velit Canbolat'ın büyükbabasıdır.Lübnan'da devlet bakanlığı yapan Talal Arslan da aynı ailedendir.
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 30-07-2008, 19:30   #2 (permalink)
Standart

Emir Şekip Arslan, Ahmed eş-Şerebâsî’nin deyimiyle “Osmanoğulları’ndan daha fazla Osmanlı olmak isteyen” emîrü’l-beyân (belâgatın prensi) Şekip Arslan, 1869’da Lübnan’ın Şuveyfe köyünde, bir Dürzî ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası düşük dereceli bir mahalli memur idi. Arslan Ailesi, Cebel-i Lübnan’da Dürzî aşiretlerinin en şereflilerinden kabul edilmekteydi. XX. yüzyılın başlarında, ailenin bireylerinden kimi memur, kimi hariciyeci, kimi mebus, kimi de edip olmuştur. Şekip’in ailesi Dürzî kimliğini bırakıp İslam’a dönerek Arap-Osmanlı cemiyetinde isim yaptı.
Büyük kardeşi Nesib (öl. 1927) edebiyat çevresi içinde yer alıp, Dünya Savaşı’ndan önce İttihat ve Terakki’nin faaliyetlerine karşı Arap protesto hareketine katıldı. Küçük kardeşi Adil Bey ise, İstanbul’da edebiyat fakültesini bitirdikten sonra 1914-16 yılları arasında Şuf kaymakamlığı, 1916-18 arasında Osmanlı Meclisi’nde mebusluk yaptı. 1925-26’da Suriyelilerin Fransızlara karşı verdiği bağımsızlık mücadelesine katıldı. 1946-49 yıllarında Suriye’nin ilk bağımsız hükümetinde bakanlık yaptı. 1954’te öldü.

Şekip Arslan 1874’te Beyrut’ta Medresetü’l-Hikme adındaki Maruni okuluna girdi. Şekip bu okulda edebiyata yöneldi; Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Fransızca’yı da öğrendi. 1881’de mezun oldu. 1886’da (17 yaşında) ilk şiir kitabı yayımlandı. Daha sonra Türkçe’yi de öğrenmesi için Medrese-i Sultaniye’ye gönderildi. Burada bir yıl okudu (1887). Üniversiteye gidemediğinden kendi kendisini yetiştirmek durumunda kaldı.

Medrese-i Sultaniye’de hocası olan Abduh’un etkisinde kaldı. Dersler dışında sohbetlerine de devam etti. Abduh’un 1888’de Mısır’a dönmesi üzerine Şekip Arslan, Şuveyfe nahiye müdürlüğünü üstlendi. Bu görevi iki yıl sürdürdükten sonra istifa etti. 1890-92 arasında iki buçuk yıl seyahat etti. Önce Kahire’ye giderek iki ay Abduh’un misafiri oldu. Bu sırada Sa‘d Zağlul’la ilişkide bulunmuş, Ahmed Zeki’yle dostluk kurmuş, Hidiv Tevfik tarafından kabul edilmiş ve El-Ahram ve El-Müeyyed’e makaleler yazmıştır.
Arkasından, iki yıl kalacağı İstanbul’a gitti. Maliye Bakanı Hasan Fehmi ve Maarif Bakanı Münif Paşa’nın çevresinde bulundu. 1892’de, hayatı boyunca emperyalist bir tehlike olarak göreceği Avrupa’ya (Paris, Londra) geçti. Ahmed Şevki Bey’le tanıştı. Aynı yıl İstanbul’a tekrar döndü ve o sıralarda İstanbul’a gelen Efgani ile görüştü.

Yine aynı yıl Lübnan’a döndü. 1902’ye kadar on yıl şiir yazdı, ilmi araştırmalar yaptı, Kahire ve Beyrut’un meşhur gazetelerinde makaleler yayımladı. “Enerjisini politikaya harcamış olmasaydı, Şevki’nin yerine Arap dünyasında emîrü’ş-şuarâ (şairlerin şahı) olabilirdi.” denilmektedir. El yazması klasik İslami eserleri inceledi, Chateaubriand’ın, Endülüs Müslümanlarını anlattığı Son İbn Serrâc’ın Macerası adındaki romanını çevirerek yayımladı.
1902-1907 yılları, siyaseti Arslan Ailesi’ne itibar kaybettiren mutasarrıf Muzaffer Bey’le mücadeleyle geçti. Şekip, amcası Mustafa’nın yerine kısa bir süre Şuf kaymakamlığı yaptıysa da mutasarrıf Muzaffer’le rakip Canbulat Ailesi’nin baskıları yüzünden istifa etmek zorunda kaldı.

Jön Türklerin teşkilat-ı esasiye kanununu kabul ettirme çabalarını destekledi. Jön Türk hareketinin 1908’deki başarısı üzerine, Şekip Arslan, Arslan Ailesi’nin Şuf’taki hakimiyetinin sembolü olan bu makama tekrar sahip oldu. Ancak onun arzusu kaymakamlık değil, İstanbul’da Cebel-i Lübnan’ı temsil etmek idi. İki yıl bu görevde kaldıktan sonra, mutasarrıfla aralarında geçen bir tartışmadan dolayı istifa eti.
Güçlü bir padişahın gitmesine üzülmekle birlikte, Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra kurulan yeni rejimi ve onun yabancı güçleri dışarı atma çabalarını desteklemekten geri kalmadı. Ona göre Osmanlı’nın yaşaması, askeriyenin yüksek görev kabiliyeti ile donanmasına bağlıydı.

1911 Ekim’inde, Libya’yı işgal eden İtalyan güçleriyle savaşmaya gitti. Bir yılını asker, kurtarma elemanı ve propagandacı olarak geçirdi. Şam’daki Osmanlı komutanlığına bir plan sunarak, bir grup asker ve subayın Libya cephesine ayrılmasını başardı. Arslan komutasındaki ve Bedevi kılığındaki askerler İngiliz kontrolündeki Mısır’ı geçmeyi başardı. Ancak, El-Ariş’ten ileri geçirilmeyerek, bir süre alıkonulduktan sonra bir gemiyle Yafa’ya gönderildi.

Burada duramayan Arslan, bir gemiye binerek Mısır’a geçti. 1912’nin ilk aylarını Mısır Kızılay Teşkilatı’nda çalışarak geçirdi ve bu sırada, Hidiv Abbas Hilmi ile dostluk kurdu. 1912 Nisan’ında Trablusgarp’a gitti. Trablusgarp’ın müdafaasında bulunamadıysa da Enver Paşa’nın dostluğunu kazandı. 1911-12 yılları arasında El-Müeyyed’de yayımladığı makalelerde Osmanlı mefkûresine olan bağlılığı ile Batı emperyalizmine duyduğu düşmanlığı ortaya koydu.

Osmanlı kuvvetlerinin Trablusgarp’tan çekileceğini öğrendiğinde İstanbul’a giderek, hükümeti Kuzey Afrika’da savaşmaya ikna etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Ona göre “Trablusgarp’ın çölleri savunulamazsa, Şam’ın bahçeleri de savunulamaz”dı. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Arslan, Kızılay’la Mısır Yardımseverler Derneği’nin imkânlarını Balkan muhacirleri için seferber etti.

Trablusgarp’ın iç politik çekişmeler yüzünden kaybedildiğine, dolayısıyla güçlü bir hükümetin işbirliği ve birleşme programına ihtiyacı olduğuna inanan Şekip Arslan, Babıâli Baskını sonrasında kurulan yeni rejimi destekledi ve adeta onun sözcülüğünü yaptı. Yeni rejimin gayelerini Arap halklarına anlatma görevini üstlendi. 1913’te, bu görevle Beyrut, Şam ve Kudüs’e gitti. Abdülaziz Çaviş’le Medine’ye bir propaganda gezisi yaptı.

Ancak onun hareket noktası, iç politika malzemesi olmadığı gibi, ideolojik yönleri ağır basan sözcüler gibi, Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Arapçılık zihniyeti ile de bağdaşmıyordu. Pratik bir mesajı vardı: Parçalanmış bir imparatorluğun Avrupa’ya yem olacağını. Arap ülkelerinin merkezlerinde Araplarla Türkler arasındaki bölünmenin çok garip ve de gereksiz olduğunu; imparatorluk mefkuresine sıkı sıkıya sarılmak gerektiğini; yabancı güçlerin, Türklerle Araplar arasında anlaşmazlık bulunduğu kanaatini yayarak bu yolla kendi çıkarlarına kapı araladıklarını; Osmanlı topraklarını ele geçirip kolonileştirmek istediklerini savundu. Yine bu kaygıyla, Arap reformcularına saldırarak, Osmanlıcılık fikri etrafında birleşmek gerektiğini ifade etti. Bu yüzden, başta Reşid Rıza olmak üzere pek çok kimsenin şimşeklerini üzerine çekti.
1913 yazında, İttihatçı hükümet tarafından, Arap görüşünün dile getirileceği ve uzlaşma yollarının aranacağı bir dizi konferansa katıldı. Devleti tenkit etmeyi onu sabote etmek olarak algılayan Şekip Arslan’a göre, birleşik merkezi otorite, bölgesel otonomi anarşisinden daha iyiydi. Yine o, Abdülhamid’in siyasetinin geçerliliğine, bu siyasette yapılacak değişikliklerinse ancak bozgunla sonuçlanacağına inanmaktaydı.

Nisan 1914’te, Havran’dan mebus seçildi. Bu sıralarda Suriye’ye giden Cemal Paşa’nın siyasetinin, ailesinin hususi imtiyazlarını ortadan kaldırmasına ses çıkarmadı. O, Avrupa gözetiminde ve Hıristiyan yönetimindeki bir özerk bölge yerine, Müslüman Osmanlı Devleti’nin insanı fazla sıkmayan şemsiyesi altında yaşamayı tercih ediyordu. Kanal hareketi sırasında Dürzîlerden 120 kişilik bir gönüllü birliği oluşturarak başlarına geçti.

1914-16 yılları arasında Cemal Paşa’nın çevresinde yer aldı. Yüzlerce Arap soylusunun ve binlerce kişinin Kudüs ve Anadolu’ya sürülmesi, 1915-16’da Arap liderlerinin idam edilmesi ve açlığa karşı verilen savaşın kaybedilmesi yüzünden, ilerleyen yıllarda pek çok suçlamayla karşı karşıya kaldı. Ancak, anlaşıldığı kadarıyla Şekip Arslan, olayları elinden geldiğince önlemeye çalışmışsa da başarılı olamamıştır.

1916 yazında Beyrut’ta evlenen Şekip Arslan, o yılın sonlarında Suriye’den ayrıldı. Sonraki bir yılın büyük bir kısmını, İstanbul’da uluslararası kuruluşların Lübnan’a yardım etmelerini sağlamak için hükümet ve meclis nezdinde mücadele ile geçirdi. 1917’nin son çeyreğiyle 1918 ortalarında Enver Paşa’nın ricasıyla ve özel görevlerle Almanya’ya gitti. İstanbul’a dönerken, yolda karşılaştığı İstanbul’dan kaçan bir grupla birlikte tekrar Berlin’e döndü. Oradan İsviçre’ye geçerek, yirmi sekiz yıl sürecek sürgün hayatının ilk yılını burada geçirdi.

1919 yılının büyük kısmını İsviçre’de geçiren Arslan, tekrar Berlin’e döndü. İttihat ve Terakki’nin burada yaşayan liderleriyle bağlantıya geçti. Talat Paşa’nın yardımıyla, Berlin’deki Müslümanları biraraya getirmek için kurulan Şark Kulübü’ne başkan seçildi. 1921 Haziran’ında Enver’in isteğiyle Moskova’ya seyahat etti. Bu seyahat “komünist sempatizanı” diye anılmasına sebep oldu.

1921 yazı sonlarında, Cenevre’de yapılan Suriye-Filistin Kongresi sekreterliğinde bulundu. 1922 Mayısı’nda Cenova’da, Mazlum Halklar Birliği Kongresi’ne katılarak bir konuşma yaptı. Yine aynı yılın temmuzunda, Londra’da, Milletler Cemiyeti’nin Suriye ve Filistin için alınan manda kararını tescil etmesini protesto etti. Ağustos ayında Roma’ya giderek İtalyanların Milletler Cemiyeti’nde yardımını sağlamaya çalıştı.

1920 yılından başlayarak, Arap meseleleriyle ilgili görüşlerini içeren tebliğler yayımladı; ki bunların en önemlisi, münferit Arap devletlerinin zaaflarını kapatmak üzere bir Arap Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını istediği 1923 tarihli tebliğdi.

İttihatçı liderlerin ortadan kalkmasıyla, Osmanlı’nın toparlanıp ayağa kalkamayacağına inanan Şekip Arslan’ın, Türkiye’de kurulan cumhuriyete karşı tepkisi, ilgisini Osmanlı eyaleti olan Arap topraklarının Avrupalılarca işgaline yöneltmek oldu. 1923 sonlarında, Fransızları Suriye’den atmak için ortak bir Türk-Arap cephesi kurmak amacıyla İstanbul’a gitti. Ancak Mustafa Kemal, Türkçe konuşmayan bölgelerde Osmanlı sınırlarını yeniden oluşturma yönündeki istekleri kabul etmedi.
Bunun üzerine Arslan, Mersin’e yerleşerek 1924’ün ilk sekiz ayını burada geçirdi. 1924 ilkbaharında, altı yıldır göremediği ailesiyle buluştu. Yaz sonlarında ailesini orada bırakarak, birkaç aylığına Avrupa’ya döndü. İsviçre’de sürgün Arap liderleriyle temasa geçti ve Berlin’de Alman yetkililerle görüştü. 1925 yılı Ocak ayında tekrar Mersin’e geldi. Sekiz ay daha kaldıysa da, siyasi-sosyal hiçbir faaliyette bulunamadığı bu şehre yerleşmeyi düşünmedi.

1925 yazında, Suriye’de Fransız mandasına karşı isyan başladığında, Kahire ve Avrupa’daki sürgünler tarafından, bir delegasyonun Milletler Cemiyeti nezdinde Suriye’nin menfaatlerini temsil etmesi önerisinde bulunulduğunda, Arslan, bu sorumluluğu yüklenmek üzere Avrupa’ya dönmeye karar verdi ve İsviçre’de sürekli ikamete başladı.

Bundan sonraki hayatı, Arap-İslam ülkelerinin bağımsızlığı mücadelesiyle geçen Şekip Arslan, 9 Aralık 1946’da Beyrut’ta, geride onlarca değerli eser ve yüzlerce makale bırakarak hayata gözlerini yumdu.
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Türkiye +4. Şuan Saat: 06:28.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics