SOFRALARI SÜSLEYEN ALTIN TAKIMLAR
Osmanlıların altın eşya kullandıklarına ilişkin en eski bilgilerden birine yine Osmanlı tarihinin en eski kaynaklarından Âşıkpaşazade Tarihi (Tevarih-i Âl-i Osman) adındaki ünlü eserde rastlıyoruz. Bu kayıtta Sultan I. Murad’ın (1362-1389) oğlu Yıldırım Bayezid’in (1389-1402) düğününde, Akıncı Beyi Evrenos Gazi’nin sunduğu hediyeler arasında altınla doldurulmuş onar adet altın ve gümüş tepsi, altın leğen-ibrik, altın ve gümüş kadehler olduğu belirtiliyor. Bu bilgi bize en azından önemli törenlerde altınla doldurulmuş altın ve gümüş kaplar sunmanın Türklerde çok eski bir gelenek olduğunu gösteriyor.
Özellikle 15. yüzyılda Balkanların fethinden sonra ele geçen zengin altın ve gümüş madenleri kuyum işleri için önemli bir kaynak oluşturmuş, imparatorluk içinde İstanbul, Trabzon, Diyarbakır, Prizren, Erzurum ve daha pek çok şehirde kuyumculuk bir hayli gelişmişti. Osmanlı Sarayı’nda mücevher ve değerli eşya kullanımı Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) İstanbul’u fethinden sonra daha da artmıştı. Fatih Sultan Mehmed’in baş tüccarlarından biri olan Jacopo de Promontario, sultanın kilercibaşısının sorumluluğunda çok sayıda altın ve gümüş leğen, maşrapa, tas ve şamdanlar bulunduğunu kaydeder.
Sultan II. Bayezid (1481-1512) döneminde artmaya devam eden lüks eşya kullanımı, özellikle Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) İran ve Mısır seferlerinden sonra çok daha büyük boyutlara ulaşır. Özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görebildiğimiz altın eşya ile ilgili kayıtlarda şu örneklere rastlıyoruz: Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) Şah Tahmasp’a hediye ettiği altından yapılmış tepsi, sürahi ve kemerler; Sultan I. Ahmed’in birçoğu altın kapaklı, bazısı ise tamamen altın sofra takımları; 1699’da Karlofça Antlaşması’nın imzalanması dolayısıyla Sultan II. Mustafa tarafından Poznan voyvodasına hediye edilen mücevherli altın tepsi ve yanında yeşim bir fincan...
17. yüzyılda Ortadoğu’ya yaptığı seyahatlerde Anadolu’nun çeşitli köşelerine de uğrayan Fransız gezgin Jean-Baptiste Tavernier de, ‘Topkapı Sarayı’nda Yaşam’ adlı eserinde, sultanların altın sofra takımlarının ve şamdanların çok ağır olduğundan, taşımak için iki kişi gerektiğinden söz eder.