Fayton Güneşin atlı arabası
Fayton
Saraylardan adalara faytonlar, geçmişten günümüze uzanan keyifli bir fotoğraf karesidir. Eskimeyecek ve hep çok sevilecek olan...
Güneş Tanrısı Helios’un oğlu Phaeton bir gün babasını ziyaret etmek üzere annesinden izin alır ve güneşin doğduğu dağa, babasının sarayına doğru yola çıkar. Phaeton dünyanın en yüksek dağında kurulu bu saraya tırmanmak için binlerce basamak çıkar ve sonunda babasının kıymetli taş ve altınlarla kaplı fildişi sarayına varır. Babası ona neden geldiğini sorunca Phaeton; “Ölümlülere senin oğlun olduğumu kanıtlamama izin ver” diye cevap verir. Babası ise “Bana ne istediğini söyle, dilediğin hediye senindir” der. Phaeton babasından azgın atların çektiği arabasını ister. Baba önce bu isteği hoş karşılamaz, çünkü bir ölümlüye bu arabayı vermek demek ölümü davet etmek demektir. “Sen ölümlü bir kişisin. Benim arabamı ise tanrılar bile kullanamaz. Zeus’un bile elinden gelmez bu. Yolunu düşün bir kere. Denizden tepelere çıkan güneş öyle dik, öyle yalçındır ki, düşersin. Atlar desen azgın mı azgın. İniş yolu da diktir. Ben bile zor inerim o yolu. Yukarda neler var diye merak ediyorsan eğer; ben sana söyleyeyim... Korkunç yaratıklar, boğa, aslan, akrep, yengeç var. Hepsi seni öldürmeye kalkar. Gel vazgeç bu dilekten, başka bir şey iste, hemen yapayım” der. Phaeton ısrar eder ve babası bunun üzerine güneşin atlı arabasını getirtir. Her tarafı değerli taşlardan ve altından yapılmış arabaya atlayan Phaeton’a babası “Oğlum, eninde sonunda benim öğüdümü dinleyeceksin. Tut kırbacı ve sımsıkı al eline dizginleri. Benim daha önceden geçtiğim yerlerdeki tekerlek izlerini göreceksin ve onlar sana rehberlik edecek. Çok hızlı gidersen cenneti, çok yavaş gidersen annenin evini ve dünyayı yakarsın. Ya şimdi dizginleri al ya da fikrini değiştirerek arabayı bana geri ver” der. Phaeton ise atlara hareket etmelerini emreder. Phaeton’un sürdüğü araba şimşek gibi fırlar kapıdan. Atlar sürücülerinin acemi olduğunu hemen anlar. Yokuşu öyle hızla çıkarlar ki, seyredenlerin bile ödleri kopar. Phaeton da korku içindedir. Heyecandan dizginleri bırakıverir. Atlar, bunun üzerine doğu rüzgârını geçerek hızla yeryüzüne inmeye başlar. Arabanın güneşten getirdiği sıcaklık yüzünden Helikon, Parnassos ve Olympos tepeleri tutuşur. Vadileri ateşler sarar. Irmaklar buhar olur. Bunun üzerine Zeus eline hemen yıldırımı alıp Phaeton’a doğru fırlatır. Yıldırım Phaeton’a çarpar ve delikanlı arabadan düşüp Eridanos Irmağı’nın sularına gömülür. Phaeton ölmüştür. Kız kardeşleri onun düşüşünden korkup öyle çok ağlarlar ki, ırmağın kenarındaki kavak ağaçlarına dönüşürler. Bugün bile kardeşleri Phaeton için ağıt yakıp, gökyüzünden gelen en ufak meltemde bile ürküp, titremeye başlar.
ATLAR, “TÜRKLERİN KANADI”
Özgün adıyla Phaeton, yani faytonun mitolojik hikâyesi işte böyle... Bugün pek çok dilde at arabası anlamına gelen faytonun; ilk olarak MÖ 2000-800 yılları arasında, Bronz devrinde üretilmeye başlandığı sanılıyor. Bu da atların bu tarihten önce ehlileştirilmiş olduklarını gösteriyor. Orta Asya Türk kültüründe önemli bir yer tutan atlar, hemen hemen tüm Orta Asya devletlerinde arabaya koşulurdu. Ancak at arabası ustalarına daha çok Türk kaynaklı eserlerde rastladığımızdan, Türk boylarından bölgeye yayılmış olduğunu söyleyebiliriz. Divan-ı Lugat’it Türk eserinde Kaşgarlı Mahmud atlardan “Türklerin kanadı” olarak söz eder. Atların sadece taşıma amaçlı arabalara değil, aynı zamanda savaş ve göçler sırasında kullanılan arabalara da koşulduğunu yazar.
__________________ Çeşitli Konu İçerikleri ve Teknik Destek - Yazılım Vs Vs Alanlarda Sorularınıza Cevap Veremeyeceğim İçin Üzgünüm...
Diğer Yetkili Arkadaşlar Sizlere Yardımcı Olacaklardır...
Saygıyla... Closed Admin (:
Yetkilerim Kendi İsteğim Dahilinde Alınmıştır... |